Dünya Gıda Günü

Dünya Gıda Günü

Dünyamız, küreselleşmenin etkisiyle, bir taraftan uzayda bitki üretme teknolojileri üstünde çalışırken, diğer taraftan da yeryüzünde sağlıklı gıda üretimini nasıl sağlayacağı, açlık sınırı altında yaşayan, yetersiz beslenen veya yanlış beslenen milyonlarca insanın sorunlarına çözüm aramaktadır.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Birleşmiş Milletler'in ilk uzman kuruluşudur. 16 Ekim 1945 tarihinde Kanada'da kurulan örgüte, ülkemiz 6 Nisan 1948 tarihinde üye olmuştur. FAO’nun kuruluş yıldönümü olan 16 Ekim her yıl Dünya Gıda Günü olarak kutlanmaktadır. Her yıl FAO tarafından belirlenen farklı bir tema çerçevesinde yapılan Dünya Gıda Günü etkinliklerinde, gıda üretimi, tüketimi ve gıda güvencesine ilişkin konular gündeme taşınarak küresel anlamda büyük önem arz eden açlık ve açlıkla mücadeleye dikkat çekilmeye çalışılmaktadır.

FAO'nun temel hedefi, günümüzdeki ve gelecekteki nesillerin ihtiyacını karşılamak için; çevreyi kirletmeyen, teknik açıdan uygun, ekonomik açıdan uygulanabilir ve sosyal açıdan kabul edilebilir bir kalkınmayı desteklemek olarak tanımlanmaktadır. FAO'nun günümüzdeki temel işlevi de artık sadece gelişmekte olan veya az kalkınmış ülkelerde tarımın ve beslenmenin sağlıklı bir biçimde yapılması değil, aynı zamanda gelişen ülkelerde de sağlıklı gıdaya erişimde öncülük etmek olmuştur. FAO 194'ten fazla üye devletle dünya çapında 130'dan fazla ülkede çalışmaktadır.

Gıda Hakkı, her erkek, kadın ve çocuğun yalnız veya diğer bireylerle ile birlikte toplum içinde her zaman yeterli gıdaya erişebileceği veya satın alabileceği fiziksel ve ekonomik koşullara sahip olmasıdır. Türkiye de gıda hakkını kabul etmiş ve Anayasa’sının 49, 55 ve 61. Maddelerinde bu hakkı sağlamayı temin etmiştir. Bireyin ve toplumun bu hakkının temel öğelerinden başında güvenilir gıdaya erişimdir. Yapılan çok sayıda çalışma, beslenme ve sağlık arasındaki ilişkiyi her geçen gün gözler önüne sermektedir.

Türkiye’de artan nüfus, kentleşme ve sanayileşme, gıda ihtiyacını arttırırken tarım alanları ve doğal alanlar üzerinde baskı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kırsaldan kente göç nedeni ile üretici nüfus azalmış, yaşlanmış buna karşılık tüketici nüfus hızla artmıştır. Yine kentleşmenin etkisi ile tarım alanlarımız 1980 de 281.820 km2 iken 2015 te 239.336 km2; yaklaşık 44 km2 azalmıştır. Mera alanlarının azalması hayvancılıktaki sorunları ortaya çıkarırken kent çeperi tarım alanlarının küçülmesi uzak mesafe taşınmaları ile artan maliyetleri getirmiştir.

Ekolojik Ayak İzi ise Türkiye’nin kullanılabilir biyolojik kapasitesini 1972 yılında aşmıştır. 2007’ye gelindiğinde Türkiye’de üretimin Ekolojik Ayak İzi, biyolojik kapasitesinin yaklaşık 1,6 katına çıkmıştır. Ekolojik Ayak İzi’nin % 50 den fazlası gıda kaynaklıdır. Bu durum ülkedeki kaynak tüketiminin ulusal ölçekte sürdürülebilir olmadığını ve yurt dışından biyolojik kapasite ithalatına ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Türkiye’nin su kullanım indeksi 2016 yılı için %25,8’dir. Bu gösterge su kıtlığını göstermektedir. İklim değişiklikleri ile tarım-gıda sisteminde daha da artan baskılar yaratacağı bilinmektedir.

Gerek gıda güvenliği ve sağlıklı beslenme sorunlarının önüne geçilmesi gerekse toprak, su, hava ve biyoçeşitlilik gibi doğal varlıklardaki tarım kaynaklı yoğun baskının azaltılması ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde devredilebilmesi amacıyla organik tarım, sürdürülebilir sistem olarak ilk sırada yer almaktadır.

Organik üretim, gıda güvenliğini ve çevresel sürdürülebilirliği sağlamak için tarım-gıda sistemini bütüncül ele almakta ve yerel ekolojik ve sosyoekonomik koşullara dayalı üretim ve tüketim çözümleri önermektedir.

Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) 16 Ekim Gıda Günü çerçevesinde sizleri organik tarımı, temel ilkelerini, ve uygulamalarını yakından tanımaya davet etmektedir.